NEYZEN SALİM BEY
Salim Bey Üsküdar'lıdır. Bu yüzden Üsküdarlı Salim Bey olarak da bilinir.Kardeşi Hacı Faik Bey gibi, onun da hayat hikâyesi hakkında bilgimiz yok. Takriben 1829 veya 1830 yılında Üsküdar'da doğdu. O zamâne göre iyi öğrenim gördüğü yaptığı memûriyetlerden ve güçlü san'atkâr oluşundan anlaşılıyor. Üsküdar'ın Kefçe Dede Mahallesi ve Karacaahmet Caddesinde bulunan Şeyh Cemal Efendi Tekkesi şeyhi Fethi Efendi veya Malatyalı Osman Ağa adı ile anılan bu zâtın kızı Dürriye hanımla evlenmiş, bu evlilikten Sadiye adında bir kız çocuğu doğmuştur.
Genç yaşında kendini yetiştirmeye ve tasavvuf yolunda çalışmaya başlayarak Sadiyye tarikatine girdi. Kısa zamanda kayınbabasından " hilâfet " aldı. Bu tarikatten olmlasına rağmen mevlevîlik, rüfâîlik gibi tariikatlerin de dostuydu. Pek çok tekkede ney çalmış, yeğeninin ifâdesine göre Ticaret Nezareti'nde müdürlük yapmıştır. Orta boylu, ağarmış top sakallı, ağır hareketli, yakışıklı bir kimseymiş.
Salım Bey, 1884 ( Hicri 1302 ) ramazanının 22. pazar günü Şeyh Edhem Efendi'nin Rifâî dergâhında yapılan âyinde taksim etmiş, âyin devam ederken fenalaşmış, tekkenin zâkirbaşısına " Kerim Allah, Rahîm Allah " ilâhisini okumasını söylemiş ve o anda vefat etmiştir. Ertesi gün Üsküdar Yenicamii'nde öğle namazı kılındıktan sonra, kalabalık bir cemaatle kayınbabasının Salı Tekkise altındaki türbesine ve onun yanına defnedildi. Üsküdarlı Osman Şemsi Efendi'nin târihî şiiri şöyle:
Sonraları tekke ile bu türbe de harâb olmuş, iki tarafına nar resmi işlenmiş mezar taşı da ortadan kalkmıştır.
Salim bey, Fethi Efendi'ye dâmad olduktan sonra tasavvûfa ve edebiyata yönelerek etraflı bilgi sâhibi oldu. Çok dindar bir kimse olduğunu, bir çok tekkeye birden devâm ederek âyinlere katıldığını çeşitli kaynaklardan öğreniyoruz. Ney üflemesini Beşiktaş Mevlevîhânesi şeyhi Neyzen Salih Dede'nin üvey kardeşi neyzen ve giriftzen Said Dede'den öğrendi. İbnülemin Mahmud Kemal'in " Hoşsadâ " ismindeki eserinde ney hocasinin Oskiyan Efendi olduğu beliirtiliyor. Oysa bütün kaynaklar bu konuda hocasının Said Dede olduğu noktasında birleşiyor. Bununla berâber Oskiyan Efendi'den de ders almış olması uzak bir ihtimal değildir.
Ünü İstanbul'a yayıldıkça mûsikî sever çevrelerce aranan bir neyzen oldu. Üsküdar Mevlevîhânesi'ndeki neyzenliğinden başka, Kıyâmî tekkelerinde " ism-i celâl " sırasında mansur ney çalardı. Giriftzen Rıza Bey'in ( ölümü 1886 ) yakın dostu olduğundan, gidilecek yerlere umûmiyetle birlikte giderler, biri ney üflerken diğeri dem tutardı. Şiirle de uğraşmıştır. Yaşadığı sürece isteyen her heveskâra bu san'atı öğretmiş, hayli talebe yetiştirmiştir. Bunların içinde en ünlüsü Neyzen Aziz Dede'dir. Söylendiğine göre bâzı hatırlı kimselerin konaklarına derse giderdi. Bu yıllarda piyano konaklara girmeye ve Türk mûsikîsi icrâsına katılmaya yeni yeni başlamıştı. Salim Bey de bu giidişe ayak uydurmaya çalışmış, piyano ile eser icrâ edilirken akord tutmadığından neyin boyunu biraz kısaltarak akordu tizleştirmiştir.
Sözlü eserler de bestelemiş olmasına rağmen daha çok saz eserleri ile tanınmış, bunların çoğu sevilmiş ve tutulmuştur. Zevkli ve güçlü istîdâdı sâyesinde saz mûsikîmize ölmez eserler hediye etmiştir. Bir tarikat müntesibi ve tasavvufla uğraşan bir kimse olmakla birlikte, eserlerinde daha çok duygu ve düşüncenin hâkim olduğu bir yolda ilerlemiiştir. Saz eserleri repertuvarımızda beş peşrevi ile dört semâîsi bulunuyor.
( Dr. M.Nazmi Özalp'in Türk Mûsikîsi Tarihi isimli iki ciltlik
eserinden alınmış olup, bu kitap Millî Egitim Bakanlığı Yayınları'ndan
neşredilmiş, mevcûdu tükenmemiştir. )