MÜNİR NUREDDİN SELÇUK
 

      1900 senesinde İstanbul'un Bayezid semtinde doğdu. Babası Sadaret Dâiresi âmiri, Divân-ı Hümâyun muavini, aynı zamanda Dârülfünun İlâhiyat Fakültesi İran Edebiyatı ve Kadıköy Sultânisi ( lise ) Fransızca muallimlerinden Nureddin Avni beydir. Annesi Hanife hanım, aslen Kütahyalı olan Hacı Ali Paşa ile eski sadrâzamlardan Abdurrahman Paşa'nın soyundandır.Anne tarafı Selçuklu ve Germiyanoğullarına kadar uzandığı için " Selçuk " soyismini almıştır.

      İlkokulu Bayezid İptidâ Mektebinde okudu.Soğukçeşme Askerî Rüşdiyesi'nden ( ortaokul ) me'zun olduktan sonra, Kadıköyü Sultanisi'ne kaydoldu. Bu mektebin onuncu sınıfında iken 1917 senesinde ailesinin ısrarı ile tarım öğrenimi için Macaristan'a gitti; fakat öğrenimini tamamlamadan yurda dönerek, kendisini mûsikî çalışmalarına verdi. Ziya Paşa'nın başkanlığı döneminide ünlü mûsikî ustalarının önünde parlak bir imtihan vererek Dârülelhan'a girdi. Bu imtihan hey'etinin üyesi bulunan Refik ersan, o günü şu satırlarla anlatıyor: " ... Merhum Dellalzâde İsmail Efendi'nin zencir ikâındaki yegâh bestesini, usûlünün tam hakkını vererek ve hârikulâde bir uslûb ve edâ ile ve bütün incelikleri ile oya gibi okumaya başladığı zaman, bu çocuk denecek gencin , yaşı ile mütenâsip olmayacak derecedeki dehâsı karşısında âdeta kendimizden geçmiştik. Başta Ziya Paşa olmak üzere hepimizin gözlerinden akan yaşları otuz yıl geçmesine rağmen hâlâ unutamam. "

      1. Cihan Harbi ve Kurtuluş Savaşı sonrası, daha cumhuriyet ^lân edilmeden iki ay evvel askerlik hizmetini yapmak üzere imtihanla Muzika-i Hümâyûn'a girdi. O sıralarda burada görev yapan Refik Fersan'ın bunda büyük etkisi olmuştur. Teğmen olarak göreve başladıktan iki ay sonra, bütün saray kadroları geçersiz sayıldığından, kadrosu ile birlikte Ankara'ya nakledilerek iki yıl süre ile Cumhurbaşkanlığı Fasıl Heyeti'nde çalıştı. Askerlik süresi bittikten ve bir yıl da sivil olarak çalıştıktan sonra, 1926 yılında kendi isteği ile bu görevinden ayrılarak İstanbul'a yerleşti; serbest çalışmaya başladı. Bu yıllarda ünü oldukça yaygınlaştığı halde, ciddi bir eğitimden geçmeyi ve metodlu çalışmayı uygun görüyordu. Bunun için Sahibinin Sesi firmasının hesabına 1927 yılında Paüris'e giden san'atkâr, Paris Konservatuarı'nın ünlü hocalarından şan, piyanı ve solfej dersleri aldı. 1928 yılında ülkeye döndü.

      1942 yılında Belediye Konservatuarı İcrâ Heyeti'ne girdi. Şahsi sebeplerle bir yıl sonra istifa ederek ayrıldı. 1953 yılında İstanbul Radyosu'nda müşâvirlik yaptı. Aynı sene Konservatuarın icrâ hey'eti başkanlığına getirildi. Burada on yıl çalıştı. Son görevi İ.T.Ü. Türk Mûsikîsi Konservatuarı repertuar öğretmenliği idi.

     Ölümünden bir yıl önce yaşlılığa bağlı bir beyin hastalığı geçirmişti. 27 Nisan 1981 tarihinde evinde hayata gözlerini yumdu. Rumelihisarı Âşiyan Mezarlığı'nda toprağa verildi.

     

      Mûsikî Öğrenimi:

      Çok küçük yaşlarında, ilkokul sıralarında sesinin güzelliği çevresinin dikkatini çekmiş, ilk mûsikî derslerini amatör bir mûsikîşinas olan babasından almıştı. 1915senesinde, doğum tarihine göre on üç yaşında iken Sinekemânî Nuri Duyguer aracılığı ile Dârü'l-Feyz-i Mûsikî'ye girdi. Burada Ûdî Sami Bey, Lâvtacı Hacı Tahsin, Kemânî Naim Bey, Neyzen Cemil Bey, Edhem Nuri Bey görev yapmaktaydı.Özellikle Yeniköylü Hasan Efendinin çıraklarından  olan Edhem Nuri Bey' den çok yararlandı. Bu hocasından kırk kadar fasıl öğrendi. Evlerinde de zaman zaman  Hoca Bestenigâr Ziya Bey'in katıldığı toplantılar yapılır, kendisi de bu toplantılara sesi ile iştirak ederdi. Cevdet Çağla, anılarında o günleri şöyle anlatıyor: " Kadıköy Sultanisi'nin önündeki çimenlerle kaplı Haydarpaşa Çayırı'na çıktığımız bir gün, müşterek bir arkadaşımız,biz iki mûsikî heveskârı genci biirbirimize tanıştırdı. O gün ilk def'a Münir Nureddin'i beyâtî-araban " Nimet-i vaslın " şarkısı ile dinledim. O da benim keman çaldığımı öğrenmişti. Ertesi hafta Kadıköyü'ndeki evlerinde yapılacak meşke beni de çağırdı. Gittiğimde bir odada mûsikîmizin bir çok üstâdını yer minderlerinde çepeçevre oturmuş buldum. Bu zevâtı Münir Nureddin teker teker bana açıkladı. En başta çenber sakallı, göbekli ve ellerini karnı üzerinde kavuşturmuş Rahmi Bey,   yanında sırasıiyle sıska, esmer bir zât olan Üsküdarlı Ziya Bey, şişmanca bir zat olan Ali Rifat Bey, şehlâ Kaşıyarık Hüsameddin Bey ile aralarında ufak tefek bir şahıs olan Zekâi Dede;zâde Ahmet Efendi ve Lem'i Bey'i ilk defa bir arada görüyordum. Büyük odanın ortasında bir minder ve onun önünde bir rahle bulunuyordu. Münir Nureddin bir besmele çekdikten sonra, bu mindere diz üstü gelmek üzere oturdu; iki elini dizlerinin üstüne koydu. Usûl vurarak şimdi hatırlayamadığım bir besteyi okumaya başladı. Bestenin bir yerinde, dinleyen üstadlar arasında bir konuyu müzâkere için ara verildi.  Her üstad bu besteyi hocasından nasıl meşk ettiğini teker teker okuyor ve anlatıyordu. Münir Nureddin, dakikalarca süren bu mübâheseleri dikkatle ve sabırla dinliyor ve hâfızasına nakşediyordu. Bu meşk, aynı zamanda imtihan mâhiyetini taşıyordu. "

      Babasının arkadışı olan Rauf Yekta Bey'in aracılığı ile Zekâi Dede'nin oğlu Ahmet Efendi'den dört yıl ders aldı. Gelenekçi ses icrâmızın inceliklerini Bestenigâr Ziya Bey'den öğrendi. Ahmet Irsoy'un teşvik ve yardımı ile Darülelhan'a girdi. Macaristan'dan dönüşünden sonra Leon Hancıyan, Tanbûrî Hikmet Bey, Piyanist Cemal Bey, Kemal Niyazi Seyhun,  Enise Can, Fulya Akaydın, Lâika Karabey, Hânende Kaşıyarık Hüsameddin Efendi, Zahide Hanım, Nezahat Hanım, ûdî  Hayriye Örs'ün katılmasıyla Şark Mûsikî Cemiyeti kuruldu.; başkanlığına Ali Rifat Çağatay getirildi. Bu toplluluğa daha sonraları Refik Fersan ile Mesud Cemil de katılmış, Hoca Ziya Bey ders vermiştir. O dönemin ünlü hânendesi olan Ziya Bey ile Hüsameddin Bey'den çok istifâde etti. Ali Rıza Avni ile yapmış olduğu bir röportajda, okuyuş uslûbunu bu iki kişiden aldığını ifâde etmiştir. Sözün kısası, Rauf Yekta Bey başta olmak üzere çağının büyük ustalarının hepsinden ders alarak bilgi dağarcığını genişletmiş,